özledim seni

Şubat 13, 2009

Televizyon kanallarına son dakika haberleri düşürülüyordu!!!!
İkitelli’de bir yürek fünye ile patlatılmış.
Cağaloğlun’da bir kalp atışı kendini ele vermiş,
Şirinevlerde parfüm kokulu cinayetler ve yüksek dozda ihanet,
Sultançiftliği-Otogar yolunda iki ele kurşun sıkılmış…
Üsküdar  yasak aşklara yataklık etmiş,
Eminönü’de tüm duygular göz altında..
Bağcılar’da esrarlı gözler tutuşurken,
Eminönü üsküdar vağurunda ’da bir çocuk martıların çığlıklarına asmış kendini…
Bir gencin ciğeri yanmış,
bir kaşık suda boğulmuş hayaller..
Ve topyekün reddedilmiş  yarınlar.
Bir gencin rüyaları işgal edilmiş,yastık altı umutları çalınmış
Saat, nefes alışlarını üç geçiyordu.
Radyo frekanslarından akustik hüzünler damlarken…
Özledim seni…….

awm…….

Değişim….

Şubat 13, 2009

değişim bir süreçti..

elbette beni de bu değişime dahil edecekti…

daha terlememiş bıyıklarımla kendimi ateşin içinde anlattığım an sultanahmette

bu sürece dahil olmuştum..

söylenen bir mucize hızlandırmamışmıydı bu süreci..

ya sonra ,her an bu süreci kanıyla sulayarak durdurmak isteyen ben …..

ne oldu da bukadar kolay değiştim…

hemde öyle değişmiştim ki ,bu değişim beni gece 11 00 ler de yüksek tepelere tırmandıracaktı

korkusuzca,cesurca ……

belkide hayatıma bir vole vuran bu değişim beni cesur kılmıştı..

hatta okadar cesur kılmıştıki 120 km lik hızla bariyerlere girmem bile kırmamıştı cesaretimi.

oysa arabamın şaseleri bile kırılmıştı…

esmer esmer düşünürken hayatı

noktalamıştım ‘ o ‘an için kendimi

ama bu değişim devam edecekti,etmeliydide zaten..

mucizeyi söyleyen ağızdan çıkan sözler değiştirecekti..

fakat bu sefer ben, ben olmaktan çıkmıştım.

ne kanımı akatacak ben vardı ortada nede bariyerlere çarpacak ben..

belkide bu seferki değişim boşlukta beklemekti …

fakat değişim hızlı bir süreçti akıntıya kapılacaktım birdaha ..

değişime dahil eden busefer kardeşlikti,arkadaşlıktı,samimiyetti,inançtı

ve busefer okadar inamıştımki artık tek başıma değişmeyecektim

kendimle beraber toplumuda değiştirecektim…

yine karlı havalarda ellerimi yıkayacaktım

yollarda okunulanı okuyacaktım

tetikte bekliyecektim

dertlenecektim

firar eden uykularımın ardından kendimle konuşacaktım

esmer düşlerimden zor da olsa vaz geçecektim

hayır diyecektim

heycanlancaktım…

öfkelenecektim

kesin olacaktım…

şahit olmaya hazır olacaktım……

ama her şeyden önce kardeş olacaktım

samimi olacaktım,hissedecektim,düşünecektim kardeşimi

anca böyle anlatabilirdim

ve dinleyebilirlerdi..

fakat buda kolay olmayacaktı zaman bir süreçti

ve bu süreci hızlandıran esmer gözlü düşlerim vardı..

içimizi eriten, kara kutulara sahne olan ‘ jesicca alba’ lar vardı

eti yenmez insanlığın,toz pembe ile terbiye edilmiş karakterliğin,şahsiyetsizliğin,alçaklığın,gölgesi arkadan vuranların zorluğu wardı

en yakınıma yaklaşmak için bana dostum diyen, kara gözlü sahte dostlar vardı…

paramla birlikte kaybolan akraba ilişkilerim vardı..

sahte kan bağları, yüzüme gülen, arkamdan kahpelik eden sahte maske ler vardı..

elleri ceplerine ulaşmayan, sohpetlerde gezinen

kendine teslim olmuş diyen yeri geldiğinde bangır bangır konuşan

3-5 lira için ellerimi uzattığımda bana cüzamlı muamelesi yapan

kendilerine teslim olmuş diyen

mangal ateşleri bitmeyen patlamış mısırlar vardı..

vefayı boza içerken hatırlayan

sadakat ile kerizlik arasındaki ince çizgiyi koparan insanlar vardı….

bunları görüp te nasıl nefes alabilirdim ki

nasıl değişmezdim,nasıl dertlenmezdim

nasıl uyuyabilirdim,evlenebilirdim ,doğacak oğluma sarılabilirdim

çok ama çok zor biliyorum evrim değil de devrim yapmak

düşünmekten beynim viraneydi,ama değiştirmeliydim

evvela ,elveda demeliydim pembelere,esmerlere,telafisi olmayan siyahımda

hayatı yaşanabilir kılmak için savaşmalıydım..

bir yerlerden başlamalıydım..

dediği gibi ben bu yola tek başlarım sonra bu 10 kişi olur,elbet içimizdeki samimiyeti

gören olur ve bereket verir bu topluluğa 100 kişi oluruz…..

zordu,hemde çok zordu biliyorum

ama inanıyorum!!

zor ama imkansız olmayan bu bugünümü daim kılmak için …………

sabredenleri müjdele….

muhammed goker(aWm)

hattab

Değişim……

Aralık 16, 2008

değişim bir süreçti..

elbette beni de bu değişime dahil edecekti…

daha terlememiş bıyıklarımla kendimi ateşin içinde anlattığım an sultanahmette

bu sürece dahil olmuştum..

söylenen bir mucize hızlandırmamışmıydı bu süreci..

ya sonra ,her an bu süreci kanıyla sulayarak durdurmak isteyen ben …..

ne oldu da bukadar kolay değiştim…

hemde öyle değişmiştim ki ,bu değişim beni gece 11 00 ler de yüksek tepelere tırmandıracaktı

korkusuzca,cesurca ……

belkide hayatıma bir vole vuran bu değişim beni cesur kılmıştı..

hatta okadar cesur kılmıştıki 120 km lik hızla bariyerlere girmem bile kırmamıştı cesaretimi.

oysa arabamın şaseleri bile kırılmıştı…

esmer esmer düşünürken hayatı

noktalamıştım ‘ o ‘an için kendimi

ama bu değişim devam edecekti,etmeliydide zaten..

mucizeyi söyleyen ağızdan çıkan sözler değiştirecekti..

fakat bu sefer ben, ben olmaktan çıkmıştım.

ne kanımı akatacak ben vardı ortada nede bariyerlere çarpacak ben..

belkide bu seferki değişim boşlukta beklemekti …

fakat değişim hızlı bir süreçti akıntıya kapılacaktım birdaha ..

değişime dahil eden busefer kardeşlikti,arkadaşlıktı,samimiyetti,inançtı

ve busefer okadar inamıştımki artık tek başıma değişmeyecektim

kendimle beraber toplumuda değiştirecektim…

yine karlı havalarda ellerimi yıkayacaktım

yollarda okunulanı okuyacaktım

tetikte bekliyecektim

dertlenecektim

firar eden uykularımın ardından kendimle konuşacaktım

esmer düşlerimden zor da olsa vaz geçecektim

hayır diyecektim

heycanlancaktım…

öfkelenecektim

kesin olacaktım…

şahit olmaya hazır olacaktım……

ama her şeyden önce kardeş olacaktım

samimi olacaktım,hissedecektim,düşünecektim kardeşimi

anca böyle anlatabilirdim

ve dinleyebilirlerdi..

fakat buda kolay olmayacaktı zaman bir süreçti

ve bu süreci hızlandıran esmer gözlü düşlerim vardı..

içimizi eriten, kara kutulara sahne olan ‘ jesicca alba’ lar vardı

eti yenmez insanlığın,toz pembe ile terbiye edilmiş karakterliğin,şahsiyetsizliğin,alçaklığın,gölgesi arkadan vuranların zorluğu wardı

en yakınıma yaklaşmak için bana dostum diyen, kara gözlü sahte dostlar vardı…

paramla birlikte kaybolan akraba ilişkilerim vardı..

sahte kan bağları, yüzüme gülen, arkamdan kahpelik eden sahte maske ler vardı..

elleri ceplerine ulaşmayan, sohpetlerde gezinen

kendine teslim olmuş diyen yeri geldiğinde bangır bangır konuşan

3-5 lira için ellerimi uzattığımda bana cüzamlı muamelesi yapan

kendilerine teslim olmuş diyen

mangal ateşleri bitmeyen patlamış mısırlar vardı..

vefayı boza içerken hatırlayan

sadakat ile kerizlik arasındaki ince çizgiyi koparan insanlar vardı….

bunları görüp te nasıl nefes alabilirdim ki

nasıl değişmezdim,nasıl dertlenmezdim

nasıl uyuyabilirdim,evlenebilirdim ,doğacak oğluma sarılabilirdim

çok ama çok zor biliyorum evrim değil de devrim yapmak

düşünmekten beynim viraneydi,ama değiştirmeliydim

evvela ,elveda demeliydim pembelere,esmerlere,telafisi olmayan siyahımda

hayatı yaşanabilir kılmak için savaşmalıydım..

bir yerlerden başlamalıydım..

dediği gibi ben bu yola tek başlarım sonra bu 10 kişi olur,elbet içimizdeki samimiyeti

gören olur ve bereket verir bu topluluğa 100 kişi oluruz…..

zordu,hemde çok zordu biliyorum

ama inanıyorum!!

zor ama imkansız olmayan bu bugünümü daim kılmak için …………

sabredenleri müjdele….

muhammed goker(aWm)

hattab

KAVGAM

Ekim 5, 2008

ansızın evimin içine,odama doluşan
kendilerini zorla misafir eden…………
gözleri esmer düşlerim ve bana her defasında ya ‘o’ ya ben dedirten….
her yönü ile isyan kokan hayallerim………..
…’devrim’ adımları nın, kulak zarımı yırtarcasına göğsümde yankısı hiç dinmiyor …..
hayır..hayır…hayır…
herşeye hayır diyordu bu ses….
hayatı yaşanabilir kılmak için ve bu yolun yapım aşamasına şahit olabilmem için hayır dememi söylüyordu…
oysa ben her ikisini de deli gibi seviyordum…
düşlerime dünya haliyle  bir kez sarılmak için neler verebileceğimi bilmiyormuydu ‘hayallerim’…
beraber yaşasaydık …şair in dediği gibi  çiçekli güzel bir evimiz olsaydı..
ikiniz arasında karar vermek, her defasında benim uykularımı kaçırmasaydı..ne olurdu…
ne olurdu…düşlerimi hafif bir baş kayması ile  gördüğümde,içim titremeseydi…soluğum tıkanmasaydı…
ve sarılsaydım deli gibi….ve korkmadan ona bağırsaydım seni seviyorum…seni seviyorum ….seni seviyorumm….sen sevmesende…
cesurca kişisel iletilerime  konu olsaydı….
göğüsüme yaslasaydım….sarılsaydım esmer gözlü düş’lerime….
şair’in deyimiyle bir gün ansızın girdiniz odama kapılarımı ,camlarımı ,duvarlarımı yıktınız..
hüzünleri milyonlarca kez çoğaltıp bırakıp gittiniz odama…
hep sizin;  ‘ya ben ya o ‘ söylemlerinizden,belkide bencilliğinizden dolayı oldu bunlar…
ikiniz arasında  bir seçim yaptım sonunda…
gözlerim değil ama kalbimle ,elimle, ayağımla,kollarımla,ciğerimle,yüreğimle en küçük birimlerim yani hücrelerimle ağlayarak yaptım bu seçimi…
hayallerimi seçmiştim,ahh benim aykırı hayallerim…
esmer gözlü düşlerimide unutmamıştım….
bu dünyada olmasada..diğer dünyamda bulabilecektim seni…
ve o an öyle bir sarılacamki sana….ve ellerini tutacam…..
ahhh benim esmer elli düşlerimm….
tek tesellim……
sabredenleri müjdele……

Tarık Fidan

Beni Tutmayın

Haziran 24, 2008

Yağmurlu ve upuzun bir yolu düşe kalka yürümeye çalıştım.
Ve inanılamayacak kadar duygusal bir geçmişimiz oldu seninle.
Üstelik biz bunu bir ömür boyu sürüp gider sanmıştık.
Beni tutma öyle sahnelere gelemem, beni tutma çok kötü yanılırsın.
Yıllardır öyle biriktim, öyle gerildim ki,topyekün boşalır toz olur dağılırsın.

Sen benim en ince dilimde türkümü çaldın
Sen benim en ücra duygularımı talan ederek beslendin
Her şeyin merkezi sendin ve her şey senin etrafında dönerdi.
Bar köşelerinde tükenip kaldırımlarda ararken kendimi, Gelip sana sığınırdım.,umutlarım bir kez daha sönerdi.

Beni tutma şantajlara boyun eğmem.
Beni tutma hırsımdan çatlarım.
Yıllardır öyle sabrettim öyle doldum ki,
Şimdi yanardağlar gibi birden patlarım.

Bir yavru serçe hayata bağlanır gibi ağzım açık bağlandım sana,
Bir topal karınca yuvasına yaklaşır gibi, titredim ve heyecanlandım,
Bu akşam çekip gitme adına bütün ömrümü ve seni sildim.
Bir tuhaf senaryoydu ve bu senaryoda zavallı bir figürandın sadece, anlatamam
Kumlara yazılmış sözcükler kadar kısacıktı ümidim.
Ve anladım ki bir takım şeyleri ben ilk dalgada yitirmişim.


Beni tutma ben senin dizlerine çökemem
Beni tutma ellerinde kalırım, kırılırım

Yıllardır öyle daraldım öyle bunaldım ki;
Şimdi bir saniye bile oyalarsan çıldırırım.
SEN, kalbimi emanet edecek kadar güvendiğim, dost bildiğim.
SEN, bir lokmayı bile hazmedemeyip birlikte yediğim.
Yatalak olsan altına yapsan bile iğrenmeden, alırdım dediğim
Bu nasıl insanlıkmış, bu nasıl arkadaşlıkmış, bu nasıl vefaymış
Bu nasıl acıymış ulan bu nasıl vicdansızlık, bu nasıl cefa

Beni tutma gazabım yakar ellerini, beni tutma hurdahaş olursun.
Yıllardır öyle kırıldım, öyle küstüm ki,bir ah ederim kaskatı kesilir taş olursun.

Ben şimdi gözüne sokuyorum dünyaya,ama sen körsün ısrarla görmüyorsun
Ben şimdi beynine sokuyorum hayatı, bir türlü algılamak istemiyorsun.
Hala o aptal köşende oturup, beni öngörülerinle yargılamak ne kolaymış.
Peki! gördüklerimi gördün, yaşadıklarımı yaşadın mı SEN!
Peki devrik heykellerin önünde düşsüz yanılgıları o yüce gururlarıyla,
Yoksul fakat dürüst bir mızrak gibi dimdik duranların acısını yaşadın mı SEN!
Beni tutma gömleğim kan içinde, beni tutma darmadağın olursun
Yıllardır öyle çok yedim öyle çok doydum ki
Şimdi bir tükürürüm kaskatı olur rezil olursun

Ey kir içinde yüzenler, herkesin atına binenler
Ey sürünenler, ey bölenler, bölünenler,
Herkesi birbirine düşürüp, sinsice sevinenler
Ey gençliğimi harcayanlar, ey kağıttan kaplanlar, zavallı sıçanlar.
Ey ciğeri beş para etmezler, ey sıkıyı gördü mü fellik fellik kaçanlar
Ey darbe kaçkınları, orta yolcular, dönekler, sümüklü böcekler
Ey ispiyoncular, bozguncular, medya çömezleri yüzü yırtılmış köçekler, ibneler

Beni tutmayın ulan burama geldi dayandı.
Beni tutmayın bozarım bu kirli numaranızı
Yıllardır öyle çok sömürdünüz, öyle çok kan kusturdunuz ki
Ulan bir şarjöre diz çöktürürüm ALAYINIZI! …….

 

Yusuf Hayaloğlu

KARANLIK SÖZLER

Haziran 4, 2008

Şırıngayla ruhumu
Uyuşturduğum vakit;
Siyahlara bürünmüş gözlere
Ölüm şiirleri yazdım
Ben ne kadar mahkumsam karanlığa
Benim dünyama girdiğin vakit
Acıların yol gösterdiği
Ruhun zindan edildiği
Bir kabustasın…
Şafak pek uğramaz buralara…unutma!!

Biliyorum gerçek değilim bende.

inanmak inandırmak istediğim yalanlardan biriyim..

soğuk intihar havası var dışarıda..

ruhumun iki arada kaldığı bi gece yine..

ne yapacağını bilmez ya insan,bilmek istemez hani.

.bi veda tadında bu yazdıklarım.sonsuza başlangıç yapmak istediğim,nefes alırken almama isteğini bitirme zamanı.

.son vermek bazı şeylere..belki de yaşamaya başlamak avucumdakiler.

bilmiyorum..

bilmek istemiyorum..

isteyipte yapabildiğim tek şey bilememek.

.eğer istediklerim olsaydı bu hayatta bu kelimeleri elerim titreyerek bu kağıda yazmak yerine,mutlukla,sevgiyle süslenmiş kelimeleri fısıldardım kulağına..

sen boşver beni..boşverilmesi gereken her şey gibi..

alıntı

….karanlık…

Haziran 3, 2008

kalmışım yine ,
Beynimi sürekli meşgul eden ,
Beni yalnızlığa iten düşünceler var sadece yanımda ..
Gidiyorum nereye gittiğimi bile bilmeden ,
Gözlerimde yaşlar ..
Karşımda çıkmaz bir sokak !
Sonu olmayan karanlık bir yer …
Aydınlık olsan da insanı karanlığa iten..
Bakıyorum etrafıma ;
Göremiyorum hiç kimseyi , hiçbir şeyi !
Bana görünen sadece karanlık
Ardıma dönüp bakamıyorum …
Bulamıyorum hiçbir yeri
Zaten benim dünüm var zehir gibi . .
Neye ne çare arıyorum ki ben ?!
Kalıyorum o köşede , çöküyorum . .
Yorgunum , çok yol aldım bu sokakta .
Ağlıyorum çaresizce . . .
Kurtaranım olur mu acaba ,
Çıkaran olur mu beni de aydınlığa ?
Hiç sanmıyorum ! . .
Beni yalnızlığa iten bu dertler, karanlığa iten kişiler
Beni neden çıkarsınlar o karanlıktan ?!!
Yalnız kalmışım , ağlıyorum . .
ahmet kayanın tarzıyla;biri duwarlarımı yıktı,camları kırdı,hayallerimi çaldı,milyonkere çoğaltıp hüzünleri bırakıp gitti odama..olmasaydı…olmasaydı……….

Bir yigit öldü desinler….
Adını hecelediğimi, derdimi sevdiğimi söylemesinler..
Bulamadan kaybettiğimi,
Bir ihanet çemberinde eridiğimi, söylemesinler..
gönlümdeki çileyi de söylemesinler..
Sadece, dudaklariında bir tebessüm vardı, desinler..

 

Bir yiğit öldü desinler…
şahlanırken dağlarda, sessizce ağladığımı, söylemesinler..
gözyaşarıyla gülümseyişimi,
her gülüşte hüzünlenişimi,
Sevinçlerde bile, birseyleri eksik hissedişimi, söylemesinler..
Yalnızca, gözlerinde bir parıltı vardı, desinler.
Ayaklarıma pranga vurulduğunu,
Bir arayışın içinde kaybolduğumu,
serseri bir kurşuna hedef olduğumu, söylemesinler..
Hasretlere boyun eğdiğimide söylemesinler..
Sadece, bir yiğit öldü desinler..

Dikensiz gül bulamadığımı, her sorduğuna cevap olamadığımı,
yeşermeden kuruyan ümitlerimi, sahte gülüşleri ve yalan sözleri, söylemesinler..
Dünkü dostlarımı, birer birer kaybettiğim arkadaşlarımı,
ayrı dünyalarda yaşadığımızı, gönlümdeki güneşin neden battığını,
söylemesinler..
Sadece, yanında olmayı istermiş, desinler..

Bir yiğit öldü desinler..
geçit vermeyen sevda yollarında savaştığımı,
Solgun çehrelerde, hasret kapısının anahtarını aradığımı,
ve kalbimdeki feryadı söylemesinler..
Uğraşıpda çözemediğim düğümleride söylemesinler..
Yalnızca, yağmurların artık beni ıslatmadığını söylesinler..

Bir yiğit öldü desinler..
aklımdaki çelişkiyi, seni hatırlatan özlemimi,
darmadağın hayallerimi ve yıkıldığımı benimseyişimi, söylemesinler..
yokluğuna alışamadığımı,
denesemde, karşına çıkamayışımı,
Bir inadın  peşinden sürüklenişimi ve unutamayışımı, söylemesinler..
yalnızca, gözyaşlarıyla süslediğin yalanlara inanmamiş, desinler..

Denizdeki maviyi, hülyalarimdaki pembeyi ve daha bir çok rengi..
Sevemedigimi, hissedemiyisimi ve bir daha asla göremeyeceğimi, söylemesinler..
korktuğumu bağlanmaktan,
bu acıları bir daha yaşamaktan,
ve zorluğunu tükenmiş ufukları tekrar filizlendirmenin.

Bir yiğit öldü desinler..
sessiz, gürültüsüz ama çalkantılar içinde,,
kurşun yarasından çok sevğimin yarası bedenimde..
yinede, seni üzecek bir şey bile, söylemesinler..
Sadece, sana söyleyecek birşeyi kalmamış desinler..

ahmet arslan